Bu videoyu demin Türkçe Tipografi Topluluğu’nun facebook sayfasında gördüm. Young Type Lovers Anonymous adlı bu video grafik tasarım öğrencilerinin kanunsuz yollarla font dosyalarını paylaşmasını ve kullanmasını irdelemiş. Videoda yazı karakteri tasarımcılarından öğrencilere birkaç farklı bakış açısını dinleyebiliyoruz.

Açıkçası böyle bir ihlal gerçeğinin öncelikle öğrenciler üzerinden tartışılmasını yadırgadım. Video başında James Montalbano isimli tasarımcının kendi yazı karakterlerini öğrenci işlerinde görmesinin kendisini hasta ettiği beni daha çok hasta etti.

Amerika ya da Avrupa’da font lisanslarıyla ilgili takip ve ihlali durumunda ne derece yaptırımlar var hiçbir fikrim yok ama Türkiye’yi baz alınca tartışmaya önce öğrencilerden başlamak çok saçma ve haksızlık gibi geliyor. Dünyanın herhangi bi yerindeki bir tasarım öğrencisinin okul projesinde kullanmak üzere her yazı karakteri ailesine 300 ila 700 dolar verebileceğini aklım hayalim almıyor. Zaten bu akademik olarak bir eşitlik de sağlamaz, parası olan alıp kullanacak, parası olmayan da aval aval bakacak mı? Ayrıca bir eğitim kurumunda zaten bu imkanların öğrenciler eliyle değil okul eliyle yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Tipografi diye bir ders varsa bu dersi vermek, anllatabilmek ve uygulatabilmek için belli bir malzemen olması gerekir. Dolayısıyla zaten öncelikle bu tasarım okullarının, üniversitelerin lisanslı font kütüphaneleri olması gerekiyor. Bunları güncellemek ve yenilerini alabilmek de onların görevi olmalı. Türkiye’de kaç okulda böyle bir şey var acaba merak ediyorum. Bırakın öğrencinin kaçak yollarla font dosyaları indirmesini, akademik kurumlar, öğrenci başına 30.000 lira alan okullar bile bunun üzerinde durduğuna inanmıyorum. Bunun dışında videoda da bahsedildiği gibi tabii ki hiçbir derste font lisanslarıyla ilgiili bilgilendirilmiyorsunuz.

Videoda profesyonellerin kaçak kullanımıyla ilgili bir yorum yok. Ben mi bir yeri atladım? Yine Türkiye’yi düşünecek olursak acaba kaç tane işyerinin, profesyonel tasarımcının lisanslı font koleksiyonu var diye düşünmeden edemiyorum. Kampanya başına aklımın hayalimin almadığı rakamları alan ajanslar alıyor mudur acaba? Eğer ki onlar bile almıyorsa “vay be, helal olsun”dan başka bir şey diyemeyeceğim zaten. Bu kadar gelirin yanına şuncacık ahlaki bir yatırımı umarım çok görmüyorlardır. Fakat serbest çalışan tasarımcılar ve daha küçük tasarım stüdyoları ya da benzeri kişi ve işyerlerini düşününce hem lisanslı hem de geniş bir font koleksiyonun neredeyse imkansız olduğunu düşünüyorum. Tasarımın bu derece beş para etmediği bir ülkede 10 tane yazı karakteri almak için kaç iş yapmak gerekir? “Evet ben sadece lisanslı fontlarımı kullacağım.” diyen bi tasarımcı olarak hayatta kalabilmek mümkün mü gerçekten? Yoksa bu zaten çok ütopik ve imkansız ve haksız bir rekabetin içine sürüklenmekten mi ibaret?

Öğrenci meselesini es geçersek, bu tip ihlal konularının sadece tasarımcıları zan altında bırakarak çözülebileceğine de inanmıyorum. Tasarımcı olarak kullandığınız araçların ve emeğinizin gerçek değerine göre bir fiyat belirleseniz müşteri sizden bucak bucak kaçar, ondan sonra da “Ben bunu yarı fiyatına yaptırıyorum işte” deyip yaptırır. Sonuçta bir ev inşa ederken kullanılan demirleri görmezden gelip fiyatını kafanıza göre düşemezsiniz. Fakat font gibi elle tutamadığınız, günümüzde sadece dijital olarak erişebildiğimiz ve hesap vermeden de bilgisayarlarımıza indirdiğimiz bu şeyin maddi değerini görmezden gelmek çok kolay.

Siz tasarımcı olarak emeğinize ne kadar para alabiliyorsunuz, emeğinize ne kadar değer biçiliyor, bunları da bir kefeye koyarak değerlendirme yapmak gerek. Bu tip lisans sorunları, kullanılan programından fontuna ıvırına zıvırına, nerden çözülmeye başlanır, aklımda kurabildiğim bir çıkış yolu yok. Ben açıkçası her şeyin lisanslı olsun isterim ama daha bunu yapabilecek imkanı oluşturamadım. Umarım bir gün oluşturabilirim. Bu da maalesef büyük bir yüzdesi bir web tasarımı “500” bir kurumsal kimliği “700” liraya yaptırmak isteyen müşteri portföyüyle olmuyor.

Nerden nereye geldim, ne dedim, umarım çok karışık olmamıştır.

Dönem dönem belli şeyler moda oluyor, çok kullanılıyor, bunu anlıyorum. Fakat bazen dozu mu kaçıyor ne? Son dönemde tasarıma ait işleri en çok Behance’ten takip ediyorum. Birkaç seferdir, aslında birçok seferdir, gözüme acayip takılan bir iş tipi var. Bunlardan biri de işte aşağıdaki logo örneği. Allah aşkına kaç yüzbin tane buna benzer iş var Behance’te? Evet, bu modelde çok güzel uygulamalar var, birkaç ay öncesine kadar gözüme de gönlüme de farklı geliyordu bu logo tipi. Hala da bayıla bayıla bakıyorum çoğuna ama artık şuna benzer bir şey görünce her ne kadar gözüme güzel gözükse de artık “Öh be, yeter ulan!” diye bilgisayarı deviresim geliyor. Tamam, evet, ne koysan gidiyor şu modele ama milyon tane de buna benzer iş oldu, yetmedi mi yahu? Böyle şakavari bi hal aldı bence bu durum ve bir anda tepkimi bu şekilde vermiş bulundum. Hem de ilerde ola ki böyle bir iş yapmaya elim giderse bana da çarpacak bir duvar olsun.